Yıl 2016 idi. havanın aşırı parlak ve gökyüzünün de bir o kadar mavi olduğu bir yaz akşamında okuldan bir arkadaşımla Beyoğlu’nda yürüyüşe çıkmıştık. Her zamanki gibi bildiğimiz yollardan ve mekanlardan bildiğimiz şekilde geçiyorduk. Yürüyüşümüzün sonlanacağı ve arkadaşımla ayrılacağımız yere yakın bir noktada olan, haritada bir keresinde gördüğüm ve adını da hatırladığım bir jazz club’a gitmeyi teklif etmiştim arkadaşıma. O da kabul etmişti ama bizi oraya almayacaklarına dair bir şüphesi olduğunu da söylemeyi ihmal etmemişti. Yolumuzda giderken kendi aramızda yarım yamalak bir jazz tarihi ve şarkıları muhabbeti döndürmeye çalıştık. O zamanlar, jazz müziğe olan ilgimin başladığı zamanlardı ve hiçbir şey bilmiyordum. (Neyseki şu anda başkalarıyla jazz hakkında konuşacak kadar birikime sahip olduğumu düşünüyorum.) Sohbetimiz ikimizi de heyecanlandırmıştı her nedense ve oradan kovulma düşüncesi de aklımızdan çıkmıştı. Gideceğimiz yerin bulunduğu sokağa girdiğimizde ben o yer ile ilgili bilgiler edinmeye çalışıyordum ve görmüştüm ki içeriye giriş kişi başına otuz liraydı. Bizde yeterince para yoktu. Ben geri dönüp gitmeyi teklif ettiğimde arkadaşım kabul etmedi, en azından bir bakıp çıkmamıza izin verirler diye avuttu kendini ve de beni. Kapıdan girdiğimizde bizi bir tane kasiyer karşıladı ve yaşımızı sormadan önce parayı sordu. Biz yok dedik. Ayrıca yaşımızın küçük olduğunu ve sadece birkaç dakika bakıp gideceğimizi söyledik. Adam kabul etti. Zaten içeride çok da fazla kişi yoktu. Biz geldiğimizde bir grup çalmayı bitirmiş ve yeni sahneden ayrılmışlardı. Ortamın içi loş, kırmızı ve mavi karışımı sakin bir ışık ile parlıyordu. Önde bir tane siyah fontlu sahne ve yanlarda barlar vardı. İçeride içki içmeyen tek kişi bile yoktu. Herkes sanki buranın yerlisiymişçesine hareket ediyordu, hareketlerinde bir samimiyet vardı. Erkek nüfusu daha kalabalıktı ve içeride bizden sonraki en genç kişi yirmi beş yaşlarında gözüken bir adamdı. Hava daha yeni kararıyordu ve bu zaman dilimi orada oturan insanlar için çerezlik başlangıç saatleriydi; asıl eğlence daha yeni başlıyordu. En azından, kasiyer bizi el işaretiyle dışarıyı göstermeden önce birkaç dakika boyunca müzik dinleyebildik de yaptığımızın zevkini çıkardık.
Emirhan Özhan