Biz Mimar Sinan Koleji öğrencileri olarak edebiyat dersi ödevimiz üzerine açtığımız bu blogda anılarımızı ve gezilerimizi paylaşıyoruz. İsimlerimiz:
Bora Çelikörs,
Efe Yağız Kılıçkaya,
Emirhan Özhan,
Fatih Oğuzhan Yılmaz.
Geziler ve Anılar
Biz Mimar Sinan Koleji öğrencileri olarak edebiyat dersi ödevimiz üzerine açtığımız bu blogda anılarımızı ve gezilerimizi paylaşıyoruz. İsimlerimiz:
Bora Çelikörs,
Efe Yağız Kılıçkaya,
Emirhan Özhan,
Fatih Oğuzhan Yılmaz.
Barselona diyince çoğu insanın aklına futbol takımı gelse de Barcelona benim nezlimde Katalan Direnişi ve Gaudi’dir aslında. Bu yazımda da size sıradan bir gezi yazısında bulabileceklerinizden ziyade kendimce yaptığım gözlem ve tespitlerden söz edeceğim.
2018 yazında bir İspanya turu dahilinde gittim ve 3 gün kalma fırsatı buldum. Oraya giderkenki yolculuğumda şehrin tarihi hakkında bir şeyler okumaya niyetlensem de kendimi daha güncel olayları okurken buldum. Yani tam gittiğim zamandan 1 yıl kadar önce olan bağımsızlık refarandumu. Tahmin edebileceğimiz gibi katalan ve ispanyol halkı tarihin hiçbir döneminde “kardeş” olmamış ve Katalunya hep ezilen azınlık olmuş -Amerikayla ticaret yapması 200 yıl boyunca yasak tutulmasından da anlaşılacağı gibi.- Tam 2. Dünya Savaşı’nın yaşandığı yıllarda İspanya’da bir iç savaş patlak verdi. Franco önderliğindeki ordunun, baskıcı ve totaliter rejime karşı ayaklanması olarak nitelendirebileceğimiz bir durum. -Rejim “Cumhuriyetçiler”, isyancılar ise “Milliyetçiler ” olarak anılır.- Savaşın sonunda Hitler’in yoğun desteği sonucu kazanan Franco oldu ve bir diktatör doğdu. Demokratik bir ülke olarak kurulmasına rağmen tam 41 yıl genel seçim yapılmadı. Sonra ise 1979’da seçimler tekrar yapılmaya başlandı ve ülke 17 özerk yönetime bölündü ama Katalunya daha fazlasını istiyordu. Yıllar boyunca bağımsızlık için uğrasan Katalunya’da, 2017 yılında yapılan refarandumda %90 gibi bir oranla bağımsızlığa “Evet” çıktı fakat seçim günü ve sonrasındaki süreç hiç o kadar pozitif değildi. Seçimin yapıldığı yerleri basan polisler, halk ve polis arasında çatışmalar derken benim gittiğin 2018 yılında bile olaylar sürüyordu. Kendi gördüğüm kadarıyla evlerin neredeyse tamamı pencerelerinden “Si” yazılı flamalar sarkıtılmıştı. İşin aslı, ilk duyduğumda tüm aykırı hareketlere duyduğum gibi bir sempati duyduğum bu direniş şuan bana saçma bir milliyetçilik patlaması gibi geliyor. Barcelona gezimde en çok dikkatimi çeken şey de bu oldu. Herkes her cümlesinde bağımsızlıktan söz ediyordu ve bunu bir saplantı haline getirmişleri. Öte yandan dikkatimi çeken başka bir şey ise mimariydi.
Barselona’da muhteşem bir tarih ve görsellik sentezi var. Gotik, Barok ve Modernist, yani Gaudi’nin en önde giden uygulayıcılarından biri olduğu Katalan Art Nouveau’su. Hepsi bir arada varlıklarını sürdürüyorlar. Eski dünyanın güneyinde çok canlı ve çok renkli bir kent Barselona. 19. Yüzyılda İldefons Cerda’nın ütopik kent planı ile, orijinal Ortaçağ kenti eşit karelerden oluşan bir grid planla genişletilmiş. Eixample denilen yeni kent alanı, eski kenti kuşatarak genişlemiş.
Kentte karşınıza çıkabilecek her yapı çok estetik ve şehrin konseptine uygun. Ama ben spesifik olarak Gaudi’den bahsetmek istiyorum. Gaudi gerçekten bir dahi ve şehre çok büyük etki yapmış biri. Özellikle ilgimi çeken eserlerinden biri ise La Sagrada Familia. Ne yazık ki yapı daha tamamlanmadan Gaudi hayatını kaybetmış ve bir kısmı öbür kısmından farklı ama bu onun görkemi ve muhteşemliği yanında gözardı edilebilir bir kusur. Bana ilginç gelen başka bir yanı ise hala bitmemiş olması. 19. yüzyılın sonlarından beri inşaat halinde. Bahsetmek istediğim başka bir şey ise Gaudi’nin en önemli iş vereni olan Guell ailesi. Büyük bir parkın içinde yapılmış dahiyane yapılardan oluşan Park Guell ve şehrin merkezinde yer alan Palau Guell gibi birçok eser Gaudi’ye Guell ailesi tarafından yaptırılmış. Bunun yanısıra Casa Vicens, Casa Batllo, Casa Mila, Casa Calvet gibi bir çok bina da Gaudi tarafından tasarlanmış.
Bora Çelikörs
Kuzey Amerika’nın soğuk ve bol göllü eyaleti Minesotanın Rochester şehrinden bahsedeceğim size.
Eyaletin adı ile beraber anılan 10.000 adet gölden bir tanesine her an rastlamanızın mümkün olduğu, hava soğukluğunun -40 dereceleri geçtiği şehir beni sıcak insanlarıyla karşıladı. Çok eksi olmayan Amerikan kültürüne ait tarihi dokular şehre nostaljik bir güzellik katıyor. Şehir merkezi, binaları camdan tüneller ile birleştiriyor. İnsanlar sokağa inmeden bu tünelleri kullanarak ulaşımı rahatlıkla sağlıyor. Şehir öylesine sessiz ki bizim İstanbul’umuza hiç benzemiyor. Yemek için şehir merkezinde çeşitli kültürlere ait lokantalar bulmak mümkün. İkinci dil olarak İspanyolca kullanılıyor ve bolca Meksika yemekleri yiyebilirsiniz. Vahşi yaşamı korumak çok değerli olduğundan doğal yaşam parklarında bufalo, geyik hatta kutup ayıları görmek bile mümkün. Kış sporlarının yaygın olduğu bu bölgede donan göller üzerinde patenle kayan insanlara, kızaklara ve buz üstünde balık avlayan insanlara rastlamak çok doğal. Yolunuz bu soğuk ama eğitimi düzeyi oldukça yüksek olan bu şehre düşerse, dünyanın dört bir yanından gelen insanların tedavi olmak ve eğitim almak için geldiği Mayo Clinik’i görmeden geçmeyin derim.
Dört mevsim festivaller ve gösterilerin yapıldığı, kültür şenliklerinin düzenlendiği bu muhteşem şehire geçirdiğim günleri özlemle anıyorum.
Efe Yağız Kılıçkaya
Yıl 2016 idi. havanın aşırı parlak ve gökyüzünün de bir o kadar mavi olduğu bir yaz akşamında okuldan bir arkadaşımla Beyoğlu’nda yürüyüşe çıkmıştık. Her zamanki gibi bildiğimiz yollardan ve mekanlardan bildiğimiz şekilde geçiyorduk. Yürüyüşümüzün sonlanacağı ve arkadaşımla ayrılacağımız yere yakın bir noktada olan, haritada bir keresinde gördüğüm ve adını da hatırladığım bir jazz club’a gitmeyi teklif etmiştim arkadaşıma. O da kabul etmişti ama bizi oraya almayacaklarına dair bir şüphesi olduğunu da söylemeyi ihmal etmemişti. Yolumuzda giderken kendi aramızda yarım yamalak bir jazz tarihi ve şarkıları muhabbeti döndürmeye çalıştık. O zamanlar, jazz müziğe olan ilgimin başladığı zamanlardı ve hiçbir şey bilmiyordum. (Neyseki şu anda başkalarıyla jazz hakkında konuşacak kadar birikime sahip olduğumu düşünüyorum.) Sohbetimiz ikimizi de heyecanlandırmıştı her nedense ve oradan kovulma düşüncesi de aklımızdan çıkmıştı. Gideceğimiz yerin bulunduğu sokağa girdiğimizde ben o yer ile ilgili bilgiler edinmeye çalışıyordum ve görmüştüm ki içeriye giriş kişi başına otuz liraydı. Bizde yeterince para yoktu. Ben geri dönüp gitmeyi teklif ettiğimde arkadaşım kabul etmedi, en azından bir bakıp çıkmamıza izin verirler diye avuttu kendini ve de beni. Kapıdan girdiğimizde bizi bir tane kasiyer karşıladı ve yaşımızı sormadan önce parayı sordu. Biz yok dedik. Ayrıca yaşımızın küçük olduğunu ve sadece birkaç dakika bakıp gideceğimizi söyledik. Adam kabul etti. Zaten içeride çok da fazla kişi yoktu. Biz geldiğimizde bir grup çalmayı bitirmiş ve yeni sahneden ayrılmışlardı. Ortamın içi loş, kırmızı ve mavi karışımı sakin bir ışık ile parlıyordu. Önde bir tane siyah fontlu sahne ve yanlarda barlar vardı. İçeride içki içmeyen tek kişi bile yoktu. Herkes sanki buranın yerlisiymişçesine hareket ediyordu, hareketlerinde bir samimiyet vardı. Erkek nüfusu daha kalabalıktı ve içeride bizden sonraki en genç kişi yirmi beş yaşlarında gözüken bir adamdı. Hava daha yeni kararıyordu ve bu zaman dilimi orada oturan insanlar için çerezlik başlangıç saatleriydi; asıl eğlence daha yeni başlıyordu. En azından, kasiyer bizi el işaretiyle dışarıyı göstermeden önce birkaç dakika boyunca müzik dinleyebildik de yaptığımızın zevkini çıkardık.
Emirhan Özhan
Orta Karadeniz’de bulunan Amasya Türkiye’nin küçük bir şehridir. Şehrin tam ortasından Karadeniz’e kadar uzanan Yeşilırmak nehri geçmektedir. 7 ilçe 8 belediye 107 mahalle ve 372 köye ev sahipliği yapmaktadır. Yüzyıllardır Türklerin elinde olan Amasya aynı zamanda Osmanlı’nın sancak şehridir. Şehzadeler şehri olarak bilinen Amasya, Manisa ile birlikte şehzadelerin ilk kez devlet yönetimi konusunda tecrübe
edindikleri iki ilden biridir.
Kültürel açıdan oldukça zengin olan Amasya’nın başlıca değerlerinden bir tanesi ise Ferhat ile Şirin’ dir. Rivayete göre gariban birisi olan Ferhat kralın kızı Şirin’e aşık olur. Krala Şirin ile evlenmek istediğini söyleyen Ferhat’a kralın yanıtı nettir. Uzaklarda bulunan suyu Amasya’ya ulaştırması şartıyla kral Ferhat’ın bu isteğini kabul eder. Bunun üzerine eline balyozunu alan Ferhat başlar çalışmaya. Şirin’e kavuşma arzusuyla dağda kilometrelerce uzunluktaki o meşhur Ferhat su yolunu açar. Ferhat mı yaptı bilinmez ama Amasya’nın girişine yaklaşırken dağın eteklerinden geçen bir su yolu gerçekten vardır. En sonunda su yolunu bitirip şehre suyu ulaştıran Ferhat tam kralın yanına gidip su yolunun bittiğini haber verecek iken kötü kalpli cadı Ferhat’ın yanına gelerek Şirin’in öldüğünü söyler. Bunun üzerine Ferhat elindeki balyozu havaya atar. Balyozun kafasına düşmesiyle ölen Ferhat’ın haberi Şirin’e gidince Şirin’ de kendini uçurumdan atarak intahar eder. Kavuşamayan bu iki aşığın hikayesi de Amasya’nın ününe ün katmıştır.
Bereketli topraklara sahip olan Amasya aynı zamanda bir lezzet şehridir. Çok sayıda yöresel lezzetleri olan şehirde yemeklerin tadı da bir başkadır. Ancak vazgeçilmez değer şüphesiz Amasya elmasıdır. Dünyada hiçbir yerde benzeri olmayan bu elma, elmalar arasında eşsiz bir lezzete sahiptir.
Şehir korunaklı yapısını dört yanını saran dağlarına borçludur. Bununla birlikte dağların tepesinde bulunan Amasya Kalesi ve kalenin zirvesinde yer alan dev Türk bayrağı şehir sakinlerine güven ve huzur vermektedir.
Amasya Kalesi’nin hemen arkasındaki kayalıklara oyularak yapılmış Kral Kaya Mezarlıkları da insanı hayrete düşürmektedir. Devasa boyuttaki bu mezarlıklar Amasya krallarının gömülmesi için yapılmıştır.
Şehrin bir diğer değeri nehrin öteki yanında bulunan Sultan 2. Bayezid Külliyesidir. Bu külliyenin içinde bulunan tarihi Bayezid Cami ve caminin önünde bulunan 550 yıllık iki çınar ağacıdır. Bu ağaçların külliyenin inşası sırasında dikildiği bilgisi mevcuttur. Ne yazıkki bu iki dev çınardan birine yıldırım düşmüş ve içinde 5 metreküplük oyuk oluşmuştur.
Buna rağmen ağaç hala yaşamaktadır. Külliyenin içimde Amasya ile ilgili bir de müze vardır.
Şehrin bu ülke için büyük önem taşıyan bir yanı vardır ayrıca. O da Mustafa Kemal Paşa’nın ulusal Kurtuluş Mücadelemizin Amasya Genelgesi ile başladığını duyurmuş olmasıdır. Amasya’ya gittiğinizde Atatürk’ün bu süreçte kaldığı evi ziyaret edebilirsiniz.
Gündüz olduğu kadar gecede bir hayli ilgi çekicidir Amasya. Hareketli bir gece hayatı olmasada Yeşilırmak nehrinin kenarında bulunan tarihi evlerdeki rengarenk ışıklandırmalar şehre etkileyici bir manzara kazandırmaktadır.
Fatih Oğuzhan Yılmaz
Biz Mimar Sinan Koleji öğrencileri olarak edebiyat dersi ödevimiz üzerine açtığımız bu blogda anılarımızı ve gezilerimizi paylaşıyoruz. İsimlerimiz:
Bora Çelikörs,
Efe Yağız Kılıçkaya,
Emirhan Özhan,
Fatih Oğuzhan Yılmaz